Türkiye’de eğitimini tamamladığı halde istihdama katılamayan, iş bulma ümidini yitirerek ailesiyle yaşamak zorunda kalan ve literatüre ‘ev genci’ olarak geçen bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Uzmanlar, bu durumun temelinde yatan en büyük sorunun derinleşen "gelecek kaygısı" olduğunu vurguluyor.
Dar ve Geniş Tanımlı İşsizlik Arasındaki Uçurum
Açıklanan resmi veriler ile sokağın gerçekleri arasındaki fark, işsizlik rakamlarına da yansımış durumda. 2025 yılı sonu verilerine göre dar tanımlı işsizlik %8,6 seviyelerinde görünse de, bu rakamın gerçeği tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor.
-
Dar Tanımlı İşsizlik: %8,6 (Yaklaşık 3 milyon kişi)
-
Geniş Tanımlı İşsizlik: %29,1 (İş bulma ümidini kaybedenler dahil)
Gerçek işsizlik oranının %29,1’e ulaşması, Türkiye’de her üç gençten birinin aslında iş gücü piyasasının dışında kaldığını gösteriyor. Geniş tanımlı işsizlik; iş aramaktan vazgeçenleri, yarı zamanlı çalışmak zorunda kalanları ve ümidini yitirenleri de kapsadığı için tehlikenin asıl boyutunu gözler önüne seriyor.
"Gelecek Kaygısı Olumsuz Davranışları Tetikliyor"
Gençlerin mezun olduktan sonra üretim sürecine dahil olamaması, sadece ekonomik değil, ciddi sosyal sorunları da beraberinde getiriyor. Uzun süre iş arayıp sonuç alamayan gençler, zamanla sosyal çevresinden koparak "ev genci" profiline dönüşüyor. Bu süreçte biriken gelecek kaygısı; depresyon, özgüven kaybı ve topluma karşı yabancılaşma gibi olumsuz davranışları tetikleyen en büyük unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
Üretim ve İstihdam İlişkisi
Türkiye’nin üretimde emek faktörünün etkin olduğu bir ülke olduğu düşünüldüğünde, genç nüfusun atıl kalması ekonomik büyüme için de büyük bir engel teşkil ediyor. İş bulmanın her geçen gün zorlaşması, gençlerin sadece ekonomik özgürlüğünü değil, hayatlarını kurma motivasyonunu da ellerinden alıyor.
