Trakya şehirleri büyüyor, gelişiyor. Yeni binalar yükseliyor, trafik artıyor. Ancak bu yükselişle birlikte, içimizdeki bir şeylerin küçüldüğünü, sesimizin kısıldığını fark etmiyor muyuz? Kırklareli'nin sanat nabzının daraldığını yazmıştım; o daralma sadece sahnelerde değil, doğrudan gönlümüzün orta yerinde.

Bir şehrin canlılığı, sadece ekonomisiyle değil, sokaklarında yankılanan sesiyle ölçülür. Oysa biz, o sesi, o coşkuyu, kendi ellerimizle modernizmin sessizliğine feda ettik. Eskiden sokaklar hikaye anlatırdı; şimdi ise sadece acele ve yalnızlık fısıldıyorlar.

Kent sosyologları, ev (birinci yer) ve iş (ikinci yer) dışında, insanların sosyalleştiği ve aidiyet hissettiği **"Üçüncü Yerler"**in önemini vurgular. Bakkal Amca'nın dükkânı, mahalle kahvesi, meydanlardaki banklar... Buralar, bizim gönül sesimizi duyduğumuz yerlerdi.

  • Betonlaşma ve Yalıtım: Yüksek duvarlar, siteler ve araç trafiği, bu üçüncü yerleri birer birer yuttu. Evlerimize kapandık. Komşuluk, aidat ödeme sorumluluğuna indirgendi. Artık yan komşumuzun derdini dert edinmek, ruhumuza yük gibi geliyor.

  • İçe Dönüş Zorunluluğu: Sosyal alanlar daralınca, doğal olarak içimize döndük. Ama bu, huzurlu bir içe dönüş değil; sosyal izolasyonun zorladığı bir yalnızlaşma. Sanatçının nefesinin daralması gibi, halkın nefesi de daralıyor; çünkü kendimizi ait hissettiğimiz, sesimizin yankı bulduğu o kamusal alanı kaybettik.

Sanat ve kültür, bir şehrin ruhudur. Ancak modern Trakya'da kültürel etkinliklere ve sanat eserlerine, maalesef sadece fiyat etiketi ile bakılıyor.

  • Ekonomi Baskısı: Sanatçının geçim mücadelesi kadar, sanatsevere de bir baskı var. Tiyatroyu, konseri lüks tüketim olarak görmeye başladık. Sanatın iyileştirici gücü yerine, anlık doyumu tercih eden bir kültüre dönüştük.

  • Sessizliğin Kabulü: Kültürel faaliyetler desteklenmeyince, şehir sessizleşir. Tiyatro salonları boş kalır, müzisyenler enstrümanlarını susturur. Bu sessizlik, bir huzur değil, bir kültürel erime belirtisidir. Biz, bu sessizliği kabul ettikçe, şehrin ruhunu yavaş yavaş kaybediyoruz.

Hepimizin bir zamanlar gürül gürül atan bir Trakya gönlü vardı. Bugün o gönül sesi, büyük binaların gürültüsü altında fısıltıya dönüştü.

Bu sorunun çözümü, ne sadece yerel yönetimlerin cebinde ne de büyük şirketlerin sponsorluğunda. Çözüm, bizim vicdanımızda ve gönül borcumuzda. Bizi yalıtan betonları yıkıp, tekrar sokağa çıkmaya, üçüncü yerlerimizi sahiplenmeye ve yanı başımızdaki sanatçının, komşumuzun sesini duymaya başladığımızda, şehirlerimiz yeniden nefes almaya başlayacak.

Gelin, gönlümüzün sesini tekrar yükseltelim. Aksi takdirde en modern şehirde bile ruhumuz yoksul ve yalnız kalmaya mahkûmdur.