Trakya’da Çiftçinin Alın Terinin Pazardaki Karşılığı ve Enflasyon Gölgesi
Tarlada kalan mahsul ile raftaki fiyat arasındaki uçurum büyüyor. Yazarımız, Trakya'nın bereketli topraklarında çiftçinin emeğinin karşılığını alamamasının nedenlerini, enflasyonun yarattığı alım gücü krizini ve bu durumun toplumsal yansımalarını inceliyor.
Önceki yazımızda, Trakya çiftçisinin toprağını geçindiremediğini, gencin ise şehirde bir oda kirasını ödeyemediğini görmüştük. Bu iki kesimin yaşadığı dramın ortak paydası ise tek bir kelime: Enflasyon. Ancak sorun sadece fiyatların artması değil; asıl mesele, Üretimin Değersizleşmesi ve emeğin karşılığını alamamasıdır.
Trakya, Türkiye'nin en verimli topraklarına sahip bölgelerinden biri. Ayçiçeği tarlaları, buğday ambarları... Fakat bu bereket, çiftçinin yüzüne yansımıyor. Maliyetler (mazot, tohum, gübre) dolar endeksiyle yükselirken, ürünün pazardaki fiyatı ya aracılar tarafından baskılanıyor ya da alım gücü düşen tüketiciye ulaştırılamıyor.
Alım Gücü Krizi: Makas Neden Açılıyor?
Çiftçi, tarlasına 10 birim emek ve masraf koyarken, ürününü sadece 11 birim kârla satabiliyor. Ancak bu 11 birim, bir yıl sonraki tohumu almaya yetmiyor. Aynı zamanda kentteki genç, elde ettiği 100 birimlik gelirin 50 birimini kiraya harcıyor. Bu durum, piyasada devasa bir makasın açıldığını gösteriyor:
-
Girdi Maliyetleri: Tarımsal girdilerin dövize endeksli olması, çiftçinin her sezon daha büyük bir risk almasına neden oluyor.
-
Aracı Zinciri: Ürünün tarladan sofraya gelene kadarki aracı zincirinin uzaması, tüketici fiyatını şişirirken çiftçi gelirini düşürüyor.
-
Alım Gücünün Erimesi: Enflasyon, hem çiftçinin ürettiği ürüne değer katmıyor hem de o ürünü satın alacak kentli nüfusun alım gücünü sürekli eritiyor.
Sonuç olarak, üretici alın terinin karşılığını alamadığı için vazgeçiyor, tüketici ise fiyat pahalılığından dolayı temel gıdaya erişmekte zorlanıyor.
Toplumsal Yansıma: Köyden Kente Yeni Göç Dalgası
Bu ekonomik dengesizlik, Trakya'nın demografik yapısını da tehdit ediyor. Gençler, artık babadan kalma toprağı ekmek yerine, kirasını zor ödeyecekleri umutsuz bir kent yaşamına göç ediyor.
Çiftçi tarlasını bırakırken, genç hayallerini bırakıyor. Üretimin değersizleşmesi, sadece tarımı değil, toplumun ekonomik ve psikolojik sağlamlığını da sarsıyor. "Ne üretirsek üretelim, kâr edemiyoruz" düşüncesi, toplumsal motivasyonu düşüren en büyük etkendir.
Trakya'nın bereketli toprakları bize bir gerçeği haykırıyor: Sürdürülebilir bir gelecek için, alın terinin pazardaki gerçek karşılığını bulmasını sağlayacak makro ekonomik politikalara ve aracı zincirini kısaltacak yapısal reformlara ihtiyacımız var. Aksi takdirde, bu topraklar sadece bir hatıra olarak kalacak.