Yine kara bir haberle sarsıldık. Yine gencecik bir hayat, Lüleburgaz'da yaşanan korkunç bir şiddet olayının kurbanı oldu. 19 yaşındaki Rümeysa Sanpur'un, nişanlısının evinde çıkan silahlı çatışmada hayatını kaybetmesi, sadece ailesinin değil, tüm vicdan sahibi insanların yüreğinde derin ve tamiri zor bir yara açtı. Oysa hayalleri vardı, umutları vardı; hayatının baharında, belki de en güzel günlerine yelken açmaya hazırlanıyordu.
Rümeysa’nın cenazesine konulan duvağı, her birimizi yasa boğan, boğazımızda düğümlenen bir çığlığa dönüştü. O, geleceğin gelini olacaktı, oysa şimdi, şiddetin ve magandalığın kör kurşunlarıyla sonsuzluğa uğurlandı. Bir genç kadının, alakasız bir husumetin ortasında can vermesi, toplum olarak nerede durduğumuzu bir kez daha sorgulamamızı gerektiriyor. Bu, sıradan bir cinayet değil; bu, umursamazlığın, adaletsizliğin ve günden güne kanıksanan şiddet kültürünün acı bir sonucu.
Lüleburgaz Sokaklarında Yükselen Sessiz Protesto
Bu tarifsiz acının ardından, Lüleburgaz sessiz kalmadı. Şehrin sokaklarında, yüzlerce kişi bir araya gelerek yaşanan bu trajediyi protesto etti. Ellerinde taşıdıkları "Şiddete Son," "Kadına Şiddete Hayır" yazılı dövizler, sadece Rümeysa için değil; hayalleri çalınan tüm kadınlar, tüm genç hayatlar için yükselen bir sesti.
Protestocuların attığı her adım, dökülen her gözyaşı, aslında hepimizin ortak vicdanının bir dışavurumuydu. Bu, bir isyan feryadıydı; artık yeter deme, bu toplumsal yaraya bir dur deme çağrısıydı. Bu olay, kadına yönelik şiddet konusunun ne kadar geniş bir yelpazede ele alınması gerektiğini gösteriyor. Şiddet, sadece evin içinde değil, sokakta, hayatın ortasında, en beklenmedik anda da gelip en masum canları alabiliyor.
Acıdan Ders Çıkarabilmek
Rümeysa'nın trajik hikayesi bize, bireysel acıların toplumsal sorumluluktan ayrı tutulamayacağını hatırlatıyor. Bugün Rümeysa Sanpur'un adını anarken, onun maruz kaldığı adaletsizliğin, yarattığı toplumsal yaranın farkına varmalıyız. Toplum olarak üzerimize düşen en büyük görev; faili kim olursa olsun, şiddetin her türlüsüne karşı durmak, sesimizi yükseltmek ve en önemlisi, yasaların şiddet uygulayanlara karşı en caydırıcı şekilde uygulanmasını sağlamaktır.
Unutmamalıyız ki, kadın cinayetleri ve genel şiddet, sadece bir hukuki mesele değil, aynı zamanda derin bir ahlaki ve insani meseledir. Rümeysa Sanpur ve onun gibi zamansız yitirdiğimiz tüm canlar, bizden bir söz bekliyor: Artık yeter. Hiçbir anne bir daha evladının tabutuna duvak koymasın, hiçbir baba "magandaların kurşununa maruz kaldı" demek zorunda kalmasın.
Rümeysa'nın anısı, kadına şiddete hayır diyen milyonların kalbinde yaşamaya devam edecek ve umarız ki, onun acı vedası, bu toplumsal felaketin son bulmasında bir dönüm noktası olur. Huzur içinde uyu, güzel kız.