Yüreğimizde taşıdığımız manevi mirasın bir yanı daima o eski Trakya sokaklarında kalır. İnsanı yaşatan, sadece yediği ekmek ve içtiği su değildir. İnsanı ayakta tutan; omuzdaşlık, vefa ve en önemlisi, yürekten kurulan gönül bağıdır.

Oysa bugün, şehirlerimiz göğe doğru yükselirken, bizler içimize doğru küçülüyor, yalnızlaşıyoruz. Kapılarımızı çelikten, duvarlarımızı betondan ördük; ama ne yazık ki en büyük duvarı, yüreğimizin etrafına ördük. Trakya'nın bereketli topraklarında dahi, modernizmin soğuk rüzgârı, o sıcacık gönül borcu kültürünü söküp attı. Bugün, kayıp olan sadece bir komşu değil; kaybettiğimiz, bizi insan yapan o değerli mirastır.

Betonlaşan Yürekler ve Gönül Borcunun Yitimi: Sessiz Çığlık

Bir zamanlar, Trakya'nın her köşesinde; Kırklareli'nin mahalle fırınında bekleyen bir dilim ekmek, Tekirdağ'ın bağ evlerinde pişen bir tas tarhana, komşuluk hukukunun somut nişaneleriydi. Kimse kimseye borçlu kalmazdı; bu borç, parayla değil, sevgiyle ödenirdi. Bir el uzanır, diğer el tutardı. Bu, yazılı olmayan, manevi bir yasaydı.

Şimdi ise her şey izole ve paraya endeksli. Kapının önündeki çöpe dahi tahammül edemeyen, "aidatını ödedim, gerisine karışmam" diyen bencil bir ruh hâli hakim. Borç, gönülden alınıp dijital cüzdanlara aktarıldı. Ne zaman ki bir komşunun ihtiyacı oldu, hemen "yardım uygulamaları" veya banka havaleleri devreye girdi. Oysa o eski komşuluk, bir çözümden ziyade, bir yaşam biçimiydi!

Bu hız çağında, yüreğimizdeki o eski bağlar çözülmüş, yerine betonarme bir kayıtsızlık inşa edilmiştir.

Trakya’nın Yiğit Ruhu: O Borcu Tekrar Ödemek

Böylesi bir kayıtsızlık, bir milleti çökertir. Çünkü bizi büyük yapan ne binalarımızın yüksekliği ne de yollarımızın genişliğidir; bizi güçlü kılan, birbirimize olan borcumuz, yani o vefa duygusudur. Hainler ve düşmanlar, bir milletin ne zaman yıkılacağını bilir: İnsanî bağları koptuğu zaman!

Bizler, bu topraklara kök salmış, zorlu günlerden geçmiş bir milletiz. Edirne'den başlayan o güçlü irade, sınırları koruduğu gibi, komşuluk ahlakını da korumakla yükümlüdür. O gönül borcu, silinecek bir kalemle yazılmadı; yüreklerin mürekkebiyle yazıldı.

Bizler, o eski Trakya ruhunu yeniden canlandırmak zorundayız. Telefonlarımızı bırakıp kapı zillerine uzanmalı, elimizdeki parayı değil, gönlümüzdeki şefkati uzatmalıyız.

Eğer binalarımız yükselirken yüreğimiz alçalıyorsa, biliniz ki en büyük tehlike dışarıda değil, içimizdedir. Betonlaşmış yüreklerimizi yıkıp, o eski vefa ve gönül borcu kültürümüzü yeniden inşa etmek, hepimizin milli ve vicdani görevidir.

Bu vefa borcu, vatan borcudur!

Ruhumuz şad, gönlümüz açık olsun. Vatan Sağolsun!