Merhaba Pusula Trakya okuyucuları, ilk yazımla sizlerle olmanın hem heyecanını hem de eski günlerin o tatlı hüznünü yaşıyorum. Bilirim, bizler ki zamanın tanıkları, geçmişi bugüne taşımayı severiz. Bugün sizi, çocukluğumuzun Trakya'sına, o tozlu ama bir o kadar da capcanlı yaz akşamlarına götüreceğim. Hazır mısınız?
Toprağa Basan Ayaklar ve Telefon Direklerinin Gizemi
Şimdiki nesil bilmez, asfalt yolların henüz her yeri sarmadığı zamanlarda, yaz akşamları bambaşka bir sihre sahipti. Ayaklarımız çıplak, toprak serinliğinde koşuşurduk. Evlerin kapıları ardına kadar açık, komşuluk kavramı bir telefon kadar uzaktı ama aslında bir nefes kadar yakındı.
Hatırlarım, en büyük oyun alanımız mahalle aralarıydı. Ne bir tablet, ne bir akıllı telefon... Topraktan kaleler yapar, gazoz kapaklarıyla futbol oynar, saklambaç için en iyi yerleri ezberlerdik. En büyük sırrımız, mahallenin o uzun, ahşap telefon direkleriydi. Hani şu tepesinde kuşların tünediği, kablolarının gökyüzüne uzandığı direkler. Kulaklarımızı dayar, içinden gelen o uğultulu sesi dinler, hayaller kurardık. Kim bilir, belki de o direkler gerçekten başka dünyalara açılan birer kapıydı bizim için.
Teknoloji Geldi, Ne Kaybettik Ne Kazandık?
Şimdi her evde akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler... Dünya avucumuzun içinde. Bir tuşla en uzak akrabamızla görüntülü konuşabiliyor, bilmediğimiz bir coğrafyanın tarihini saniyeler içinde öğrenebiliyoruz. Bunlar bir lütuf, inkar edemeyiz. Peki ya o arada bir yerlerde kaybolan o "anı yaşama" duygusu? O anlık, plansız, saf neşe dolu karşılaşmalar?
Şimdiki çocukların gözlerinde o direklere kulak dayayıp dinlediğimiz gizemli uğultuyu göremiyorum. Belki de onların kendi direkleri var; sanal alemin görünmez kablolarında dolaşan bambaşka sırları...
"Bir Zamanlar..." Diye Başlayan Hikayeler
Eskiden, televizyonun tek kanallı olduğu, internetin bir hayal olduğu zamanlarda, en büyük eğlencemiz sohbet etmekti. Akşam yemeklerinden sonra balkonlarda, avlularda toplanır, büyükler anlatır, biz çocuklar gözümüzü açmış dinlerdik. "Bir zamanlar..." diye başlayan her hikaye, bize dünyanın kapılarını açardı. O hikayeler bizi birleştirir, birbirimize bağlardı.
Şimdi ise herkes kendi ekranına kilitlenmiş durumda. Sohbetler kısa, yüz yüze iletişim azalıyor. Eski dostluklar, komşuluklar da o telefon direkleri gibi yavaş yavaş hafızalardan siliniyor mu, diye düşünmeden edemiyorum.
Son Söz: Hatırlamak ve Anlamak
Bu ilk yazımda, belki biraz nostaljiye daldık, belki biraz da bugünü sorguladık. Amacım, "eski güzeldi, yeni kötü" demek değil. Aksine, geçmişten bugüne gelen değerleri hatırlamak ve teknolojinin getirdiği kolaylıklar içinde neleri korumamız gerektiğini birlikte anlamak.
Peki sizin çocukluğunuzdan unutamadığınız, aklınıza kazınan öyle bir anınız var mı? O telefon direkleri sizin için ne ifade ederdi? Yorumlarda buluşalım.
Sevgi ve saygılarımla, Sami Pekcan