Sevgili okuyucularım, canım Trakya'mın kıymetli insanları...
Şimdi oturduğumuz bu betonarme binalarda, elimizdeki pırıl pırıl telefonlarda gezinirken, bazen içime bir sızı düşüyor. O sızı, ne biliyor musunuz? O sızı, gürültüye karışıp kaybolan, o eski, samimi, sıcacık günlerimizin sesi.
Hani derler ya, "Nerede o eski bayramlar?" diye. Ben de diyorum ki, "Nerede o eski Trakya akşamları?"
Kapılar Açık, Sofralar Ortak
Bizim zamanımızda evlerin kapıları kilitlenmezdi kanka. Zaten kilitlenmesine gerek de yoktu. Komşuluk dediğin, evdeki tencerenin kapağı gibiydi. O kadar içli dışlıydı ki, bazen annenizin tenceresi mi, karşı komşu Halime Teyze’nin tenceresi mi karıştırırdınız.
Öğle yemeği mi pişiyor? Pencereden bağıran ses gelirdi: "Kız Fadime, sizde fasulye koktu yine! Bir tabak atıverin de tadına bakalım." Fasulye dediğin sadece fasulye değildi ki, o, ortak sevincin, ortak dertleşmenin bir parçasıydı.
-
Pazar Keyfi: Pazar kahvaltısı diye bir şey bilmezdik, bilse bilse "Pazar kahvaltılığı" bilirdik. Mahallenin tüm çocukları bir araya toplanır, annelerimiz bir çırpıda yufka açar, peynirleri ve zeytinleri ortaya dökerdi. Doymak değil, o kalabalıkta olmak asıl lezzetti.
-
Gece Mesaisi: Yaz geceleri televizyonlar susardı. Herkes hasır iskemlelerini sokağa atar, kadınlar iplik örer, dedeler tütün sarar, gençler de hayaller kurardı. Elektrikler kesilse bile dert etmezdik, çünkü gökyüzü yıldızlarla doluydu, sohbetler ise kahkahalarla.
Sadece Bir Otobüs Değildi
Şimdi Trakya'nın yollarında son model arabalar vızır vızır geçiyor. Ama biz o eski minibüsleri, dolmuşları özlüyoruz. Minibüse binerdiniz, şoför size "Nereye gidiyon kızım?" diye sorar, herkes birbirine selam verirdi. Bazen paranız eksik olsa bile şoför amca "Hadi bakalım, borcun olsun" derdi.
O bir ulaşım aracı değil, mahallenin yürüyen bir uzantısıydı. Şimdi herkes kulaklık takıp kendi dünyasına çekilmiş. Selam bile vermekten çekinir olduk.
Yüreğimizde Taşıdığımız Miras
Elbette dünya değişiyor. Hızlı olmalıyız, modern olmalıyız. Ama bir şeyi unutmamalıyız: Bizim Trakya'mızı Trakya yapan, taşımız, toprağımız değil; içimizdeki bu samimiyetti.
Eskiden kışın çatırdayan sobanın sesi, yazın kapının önünde paylaşılan karpuzun tadı vardı. Şimdi her şeyimiz var ama sanki kalabalıkta yalnız kalmışız gibi...
Bu yüzden diyorum ki, gel sevgili Trakya'lı kardeşim, gel o eski dostluklara, o eski selamlaşmalara geri dönelim. Bir komşunun kapısını çalmak, bir çay ikram etmek, hal hatır sormak... Bunlar bize atalarımızdan kalan en değerli mirastır.
Mirasımıza sahip çıkalım, yoksa Trakya'nın o güzel, samimi ruhu, bu beton yığınları arasında sessiz sedasız kaybolacak.
Haftaya görüşmek dileğiyle, hepinizin gönlü Trakya güneşi gibi aydınlık olsun.
Sevgi ve saygılarımla,