Geçen hafta, mahalle bakkallarının kapısını aralayıp içeri süzülen sabun ve samimiyet kokusunu konuşmuştuk. O demode zilin çaldığı her anın, aslında bir ticaretin değil, bir güven sözleşmesinin başlangıcı olduğunu hatırlamıştık. Bakkal Amca’nın Veresiye Defteri, kâğıda yazılmış rakamlardan ibaret değildi; o, Trakya insanının sözüne, dürüstlüğüne ve onuruna duyduğu karşılıksız inançtı.
Ne var ki, zaman değişti. O çatlak boyalı telefon direkleri fiber optikle, Veresiye Defteri ise cep telefonlarımızdaki parlak uygulamalarla değişti. Peki bu dijital dönüşümde, o eski güven duygusu nereye kayboldu?
Kayıp Bir Kültür: İnsan Faktörü
Zincir marketler ve online alışveriş devleri hayatımıza girdiğinde bize hız, çeşitlilik ve indirim vaat etti. Alışveriş deneyimimiz değişti ama karşılığında çok daha önemli bir şeyi kaybettik: İnsan faktörünü.
Artık bir ürünün son kullanma tarihine bakmak zorundayız. Çünkü bize malı uzatan, bizim kim olduğumuzu bilmeyen, sadece işini yapan bir kasiyer. Oysa Bakkal Amca, bizi zehirleyecek bir ürünü zaten tezgâhına koymazdı. Bize "Amca, yarım kilo peynir" dediğimizde, o peynirin en tazesini, en iyisini seçerdi. Çünkü o, sadece müşterisine değil, komşusuna hizmet ediyordu. Bu, paranın değil, vicdanın ve ahlakın belirlediği bir kalite standardıydı.
Modern sistemler bize 'güvenlik' sunuyor; fiş, fatura, barkod... Ama Bakkal Amca’nın sunduğu, 'güven'in ta kendisiydi. O samimiyet, bize yabancılaşan bu büyük şehirlerde en çok özlediğimiz şey haline geldi.
Güvenin Bedeli: Yalnızlık
O eski günlerde, bakkal sadece alışverişin merkezi değildi; bir anlamda mahallenin 'sosyal güvenlik ağıydı'. O deftere yazılan borcun silineceğini biliyordun, çünkü borcu yazan da silen de tanıdıktı. Bu, insana ait olma hissi veriyordu.
Bugün her şey dijital, hızlı ve isimsiz. Her ihtiyacımız için bir uygulamaya, her işlemimiz için bir şifreye ihtiyacımız var. Veresiye Defteri'nin yerini kredi kartı ekstreleri aldı. Bu ekstreler, sadece paramızı nereye harcadığımızı değil, ne kadar yalnızlaştığımızı da gösteriyor. Çünkü artık kimse, bir acil durumda kapısını çalacağımız Bakkal Amca kadar yakın ve güvenilir gelmiyor.
Biz, o sıcak el temasını, insandan insana geçen güven enerjisini kaybettikçe, şehirlerimizde daha zengin ama daha yalnız kaldık.
Biliyorum, geri dönüş yok. Ama o eski defterin ruhunu yaşatmak, komşuluk kalesinin kapısını yeniden aralamak bizim elimizde. Tekrar yan komşumuza bir tabak yemek uzattığımızda, o eski günlerin kokusu, inanın, beton duvarlardan bile sızacaktır.