Sürekli Meşguliyetin Ardındaki O Büyük Boşluk
Bir medeniyetin ilerlemesi sadece binaların yüksekliği, yolların genişliği ya da telefonlarımızın hızıyla ölçülebilir mi? Sami Pekcan olarak, vicdanımın fısıltılarıyla cevap veriyorum: Hayır. Geçen yazımda ele aldığımız, ekranlara hapsolmuş "kayıp gönül borcu" meselemiz, bugün bizi daha büyük bir çıkmaza sürüklüyor: Koşturmaca Çağı. Hepimiz bir yerlere yetişme telaşındayız, nefes alma lüksünü unuttuk. Peki, bu Modern İnsan nereye koşuyor ve bu koşu, aradığı Huzur Arayışı'nı neden sürekli ıskalıyor?
Bu makalede, çağımızın en büyük hastalığı olan "meşgul olma zorunluluğunu" ve bu zorunluluğun bize unutturduğu gerçek değerleri, yazarımızın içtenliğiyle sorgulayacağız.
"Hep Meşgulüm" Yalanının Psikolojisi (Modern İnsan)
Toplumumuzda "meşguliyet", ne yazık ki bir statü sembolü haline geldi. Sabahın ilk ışıklarından gece yarısına kadar tükenmiş olmak, bize başarılı olduğumuzun sanrısını veriyor. Oysa bu meşguliyet, çoğu zaman gerçekten kıymetli işlerden ziyade, akışta kalma, tüketme ve sürekli bildirim kontrol etme eylemlerinden ibaret.
Dedelerimizin tarlada ter dökerken hissettiği o temiz yorgunluk, yerini dijital dünyanın anlamsız gürültüsünden kaynaklanan derin bir ruhsal yorgunluğa bıraktı. Çünkü bu gürültü, bizi özümüzden, yani kendimizle baş başa kalma erdeminden kopardı. Meşgulüz, evet; ama ne ile meşgulüz? Ruhumuzu besleyen bir sanatla mı, yoksa vicdanımızı kemiren bir sanallıkla mı?
Kayıp Değerler ve Huzur Arayışı
Unutulan şey, zamanın hızında değil, niteliğinde gizliydi. Bir kahveyi yudumlarken pencereden yağan yağmuru seyretmenin, komşunun kapısını çalmanın ya da bir kitabın kokusunu içine çekmenin getirdiği o sade keyif, artık lüks kabul ediliyor. Oysa Huzur Arayışı dediğimiz şey, milyonlarca bildirimde değil, tam da bu küçük anların kıymetini bilmekte yatıyordu.
Sabitlenme Kaybı: Telefonlarımızla evcilleştikçe, toprağa, aileye ve ait olduğumuz mahalleye olan bağımız zayıfladı. Köksüz kalan Modern İnsan, rüzgârda savrulan yaprak gibi savruluyor.
Derinlik Kaybı: Her bilgiye saniyede ulaşırken, o bilginin derinliğini ve özünü kaçırıyoruz. Gönül borcumuz olan "düşünme" eyleminin yerini, "tüketme" eylemi aldı.
Koşturmaca Çağından Kurtuluş Yolu
Bu kısırdöngüden çıkış, önce durmakla başlar. Koştuğumuz yönü sorgulamakla, meşguliyetimizi elemekle mümkündür.
Gönüllü Yavaşlama: Hayatınıza bilinçli olarak yavaşlama anları katın. Telefonunuzu kapattığınız, sadece kendinize ait, saf zaman dilimleri yaratın.
Kıymetli Bağlara Dönüş: Dijital duvarlar ardında kalan dostluklara, akrabalıklara yeniden yatırım yapın. Gerçek bir kucaklaşmanın, binlerce beğeniye bedel olduğunu hatırlayın.
Anlamı Yeniden Tanımlama: Başarıyı sadece maddi birikimle değil, iç huzur ve vicdan rahatlığıyla tanımlamayı öğrenin.
Unutmayalım ki, koştuğumuz hedefin kendisi değil, koşarken hissettiğimiz his önemlidir. Eğer koşumuz bizi daha yalnız, daha huzursuz ve daha mutsuz yapıyorsa, o pusula çoktan şaşmıştır. Kayıp Değerlerimizi geri çağırmak, ancak bu vicdani sorgulamayla mümkündür.
Sami Pekcan olarak, okurlarımı; koşuyu bırakıp, bir an olsun durup nefes almaya ve kendilerine o kayıp gönül borcunu ödemeye davet ediyorum.