Bazen bir fotoğraf karesi, bazen radyoda çalan unutulmuş bir şarkı... Öyle bir an gelir ki, zaman tüneli aniden açılır ve bizi alıp o tozlu ama pırıl pırıl günlere geri götürür. Bilmem sizde de oluyor mu? Benim aklıma hemen o mahalle maçları, bir sigara paketi için bölüşülen son kuruşlar, ya da saatlerce süren, sonu gelmeyen "dünyayı kurtarma" sohbetleri gelir.
Şimdi düşünüyorum da, o zamanlar her şey daha yavaştı sanki. Cep telefonları yoktu, sosyal medya denen bir telaşımız da... Birbirimizi bulmak için sadece kalbimizin pusulası yeterdi. "Şu saatte parkta ol," derdik, olurduk. Bu kadar basitti sözler, bu kadar sahiciydi.
O Dostlukların Mayası
Eski dostlukların mayası sanki biraz daha sağlamdı. Çünkü biz birbirimizin sadece iyi gününe değil, en patlak, en saçma sapan hallerine de şahit olduk. İlk aşkların heyecanına da, ilk hayal kırıklıklarının derin sessizliğine de... Hani derler ya, "can yoldaşı" diye, işte tam da öyle. Omuzlarımızı birbirimize yaslayarak büyüdük biz.
Şimdi hayat bizi farklı şehirlere, farklı telaşlara savurdu belki. Ama ne zaman bir telefon çalsa ve o eski seslerden biri "Kanka nasılsın?" dese, aradan geçen yıllar bir anda silinir. Sanki dün kaldığımız yerden devam ederiz. Samimiyetin süresi yoktur, dostluğun kilometresi de...
Ne Değişti, Ne Kaldı?
Elbette dünya değişti. Biz de değiştik. Daha olgun, biraz daha yorgun belki... Ama içimizde bir yerlerde, o eski günlerin haylaz çocuğu hâlâ dipdiri duruyor. Ve o çocuğu ortaya çıkaran tek şey, eski bir dostun yanında oturup dertleşmekten geçiyor.
Yeni nesil çok hızlı yaşıyor. Bizim yaşadığımız o anlık, yavaş ve derin anları kaçırıyorlar mı diye merak ediyorum bazen. Bir kafede yan yana oturup telefona bakmak yerine, birbirimizin gözünün içine bakıp, "yaşadık be kanka" diyebilmenin tadı başka.
Unutmayın, eski günler sadece bir anı yığını değil; onlar bizim kim olduğumuzun, nereden geldiğimizin en sağlam kökleri. Ve o kökleri sulayan en güzel su da, yüzleri eskimeyen, sesi hep aynı tınıyı taşıyan o kadim dostluklar...
O yüzden, bir kahve daha koyun. Bir eski dostunuzu arayın. Ve bırakın, o anıların sıcaklığı bütün ruhunuzu sarsın. Çünkü hayat, paylaştığımız o küçük, samimi anlardan ibaret.
Selam ve sevgiyle kalın.