Sevgili okuyucularım, canım Trakya’mın güzel insanları...
Bugün dışarıda keskin bir ayaz var. Hani derler ya, "Poyraz esti mi Trakya’da hayat durur" diye, tam da öyle bir gün. Şimdilerde evlerimizde doğalgaz çıt diye yanıyor, odalarımız sıcacık. Ama nedense o eski kış sabahlarının, o isli soba kokusunun verdiği huzuru bu beton duvarlar arasında bir türlü bulamıyoruz be kanka.
O Beyaz Önlükler ve Buz Gibi Odalar
Hatırlıyor musunuz? Sabahın köründe buz gibi bir odaya uyanırdık. Annemiz çoktan kalkmış, sobayı gürletmiş olurdu. O sobanın üzerinde fokurdayan çaydanlığın sesi, aslında mahallenin uyanış müziğiydi. Biz, el mahkum o beyaz önlükleri giyer, yün çorapları bacaklarımıza çekerdik. Ama asıl olay neydi biliyor musunuz? O sobanın üzerine bırakılan mandalina kabukları... Odun kokusuna karışan o mis gibi narenciye kokusu, bugünün en pahalı oda parfümlerine taş çıkarırdı.
Radyodaki "Arkası Yarın" Gizemi
Televizyonun tek kanal olduğu, akşamları "Ajans" dinlendiği zamanlardı. Ama bizim için asıl sihir radyodaydı. "Arkası Yarın" başladığında sanki Trakya’da zaman dururdu. Annelerimiz elinde örgüsüyle, biz yerde ödevimizle kulağımızı o tahta kasalı radyoya dikerdik. Efektçinin yaptığı ayak seslerinden, kapı gıcırtısından hayalimizde kocaman dünyalar kurardık. Şimdi elimizde sınırsız dizi, binlerce film var; ama hiçbirinin sonunu o günkü kadar merak etmiyoruz. Neden biliyor musunuz? Çünkü o zaman hayal kurmayı biliyorduk kanka.
"Bakkal Selim Amca’nın Veresiye Defteri"
Sadece radyo mu? Ya o mahalle bakkalları... Şimdiki dev marketlerde kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Eskiden Selim Amca vardı, "Selamün aleyküm" dedin mi, babanın hatırını sormadan ekmeği vermezdi. Veresiye defteri dediğin, sadece bir borç kağıdı değil, mahallenin birbirine olan güven senediydi. "Yaz tahtaya, al haftaya" demek, "Sana güveniyorum, sen bizdensin" demekti. Şimdi kredi kartlarının limitleri doluyor ama gönül limitlerimiz bomboş...
Neyi Kaybettik?
Dünya değişti, Trakya değişti. Şimdi her şey daha hızlı, daha parlak, daha teknolojik. Ama o soba başındaki samimiyeti, radyo tiyatrosundaki o gizemi, mandalina kabuğundaki o huzuru hangi uygulamada bulacağız? Biz aslında eşyayı değil, o eşyanın etrafında toplanan "biz" olmayı kaybettik.
Gel sevgili kardeşim, bugün eve giderken bir mandalina al, kabuğunu kaloriferin üstüne koy. Belki o koku seni o eski samimi günlere götürür. Ve sakın unutma; hayat, telefonun ekranında değil, o kokuda, o seste ve o içten selamda gizli.
Haftaya, o eski bayram sabahlarının kokusunda buluşmak üzere... Hepinizin gönlü Trakya güneşi gibi sıcak kalsın.
Sevgi ve saygılarımla,